Turizmin Başkenti: ANTALYA

0

Antalya’nın Tarihi

  1. Attalos tarafından kurulmuş olan Antalya, Bergama Krallığı’nın sona ermesiyle bir süre bağımsız kalmış, daha sonra korsanların eline geçmiş. Kent, Türklerin hakimiyetine geçtikten sonra ise büyük bir gelişme göstermiş. 17. yüzyılın ikinci yarısında Antalya’ya gelen ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, kale içinde dört mahalle ve üç bin ev, kale dışında 24 mahallesi olduğunu belirtmiş. Çelebi’ye göre şehrin limanı, 200 parçalık gemi alacak büyüklükte. Yapılan arkeolojik kazılarda Antalya ve bölgesinde, günümüzden 40 bin yıl önce insanların yaşadığı ispat edilmiş. Osmanlılar zamanında Anadolu eyaletine bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki Antalya il merkeziymiş ve o yıllarda buraya Teke sancağı denirmiş.

Doğulu kaynaklarda “Adalya” olarak, batılı kaynaklarda ise Adalia, hatta zaman zaman Satalia olarak anılan şehir, 20. Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren de “Antalya” olarak adlandırılmış. Mustafa Kemal Atatürk ise 1930 yılında ilk kez geldiği Antalya’da lacivert denizleri izlerken şu sözü söylemiş; “Antalya, hiç şüphesiz ki dünyanın en güzel yeridir.”

Eski Antalya evlerishutterstock_238508716 

İklim yapısı gereği Antalya’da yazlar çok sıcak, kışlar ise ılık geçiyor. Bu nedenle insanlar da  evlerini yaparken güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya çalışmış. Kaleiçi’nde bulunan bu eski Antalya evleri genellikle yığma taşlardan yapılmış. Bu evlerin bir diğer ortak özelliği ise; hepsinde bir sokak cephesi ve arka bahçe bulunması.

Zemin katta, bahçeye açılan ve taş zeminli taşlıklar bu eski Antalya evlerinin merkezini oluşturuyor. Taşlıklardan zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi, bir merdivenle de üst kata ulaşılıyor. Zemin kat, evin daha çok hizmet bölümü olarak kullanılıyor ve depo, mutfak gibi odalar burada yer alıyor. Üst katlar, insanların yaşam alanı. Odalarda çoğunlukla üst üste iki sıra pencere var. Üst pencereler camsız ve ağaç kafeslerden oluşuyor. Alt pencereler ise açılıp kapanabilir türden.

Antalya’da ne yenir?

Deniz, kum ve güneşiyle nam salan Antalya’da kuşkusuz deniz ürünlerinin tadı da bir başka güzel. Taze balıkların, ahtapot, kalamar ve midyenin tadları alışılmışın dışında bir lezzet olarak sunuluyor Antalya’da. Yörük kültürün hakim olduğu yörede, sofralardan çorba eksik olmuyor. Arapaşı, Saç Kavurması, Tandır Kebabı, Burani, Kölle, Domates Cibesi ve Hibeş gibi kentin yöresel lezzetlerinin tadına bakılmadan da dönülmemesi gerekiyor. Domates Cibesi; soğan, domates, patlıcan, ve biberin bir tencereye doğranması ve tuz ilave edilerek kavrulmasından oluşuyor. Ateşten indirilmesine yakın ise sarımsak, nane ve fesleğen konularak sıcak bir şekilde servis yapılıyor. Burani yemeği ise soğuk yenen türden. Bir nevi zeytinyağlı ıspanak yemeği olan Burani, limon sıkılarak yoğurtla yeniliyor.

Görülmesi gereken yerler

Düden ve Kurşunlu Şelalesi, yerli ve yabancı turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerlerden. Ana kaynağı Kırkgöz’de bulunan Düden Şelalesi’nin aşağı şelalesi ise Lara Plajı yolunda bulunuyor ve 40 metre yükseklikteki falezlerden denize dökülüyor. Düden Şelalesi, bu nedenle Antalya’nın simgeleşmiş tabiat güzelliklerinden biri haline gelmiştir.

Şehrin 18 km doğusunda bulunan ve Hıristiyanlar için önem taşıyan Perge’de ise tiyatro, stadyum, sutunlu cadde ve Agora’dan oluşan şehir kalıntıları yer alıyor. Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlara ev sahipliği yapmış olan Karain Mağarası, şeshutterstock_279403043hrin merkezinde yer alan Üç Kapılar, Antalya’nın ilk Türk yapısı özelliği taşıyan Yivli Minare ve kesik cami olarak bilinen Ulu Cami’de görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Denizi ve kumu yaşayacağınız plajlar

Aileniz ve arkadaşlarınızla hem denizin tadını çıkarabileceğiniz hem de birçok aktivitelerle gününüzü güzel geçirebileceğiniz Antalya plajlarının başında şehir merkezindekiler geliyor. Eğer merkezde bir yerlerdeyseniz, konumunuza en yakın olan Lara ya da Konyaaltı Plajı’nı tercih edebilirsiniz. Hatırlatmakta fayda var; Lara Plajı kumlu bir sahile sahipken, Konyaaltı’nda taşların daha bol olduğu bir sahil var.  Sakinliğin hakim olduğu bir yerse aradığınız; o halde sizi tarihin buram buram koktuğu Phaselis Plajı’na davet ediyoruz. M.Ö. 690 yılında Rodoslu kolonistlerce kurulduğu söylenen Phaselis’te tarih, deniz, sığ bir koy, ve ince kumun birleşmesiyle ortaya çıkan harika bir manzara sizi bekliyor. Tercihiniz yine sığ bir denizden yanaysa şayet; bir diğer önerimiz Kleopatra Plajı. İsmini Mısır Kraliçesi’nden alan bu plaj, Alanya’nın batısında bulunuyor ve 2 km uzunluğunda bir sahile sahip. İnce kumuyla tatilciler tarafından tercih edilen plaj, Kleopatra’nın bu sahilde banyo yaptığı söylentileriyle de dikkat çekiyor. Olimpos sahilleri de tarihle iç içe bir misafirpervelik sunuyor tatilcilere. Pansiyon veya otelde kalıyorsanız, yürüyerek sahile ulaşabiliyorsunuz. Antik kalıntılarla dolu olduğu için sahile müze kartınız ile ya da 3 TL ücret ödeyerek giriş yapabiliyorsunuz. Olimpos’a gitmişken ağaç evlerde konaklamadan dönmek olmaz. En azından bir gününüzü temiz ve klimalı bir ağaç evde geçirmek hiç fena fikir değil.

Bir önceki yazımız olan KAYSERİ’DE AKO başlıklı makalemizde petlas kayseri ve starmaxx kayseri hakkında bilgiler verilmektedir.

.