Spor Programcılığına Yepyeni Bir Soluk Getiren Adam: ERTEM ŞENER

0

ertem_sener (2)Beyaz tv ekranlarında yayınlanan Beyaz Futbol ve Derin Futbol programlarının yapımcısı ve moderatörü olan Ertem Şener ile programları, projeleri, özel hayatı ve otomobiller hakkında güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.

İsterseniz sizi tanıyarak başlayalım, Ertem Şener kimdir?

Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih bölümü mezunuyum, televizyon programı ve radyo programı yapıyorum bunun yanı sıra medyahaber.com adlı bir internet sitesi sahibiyim, evliyim ve Ömer, Kerim, Nurevşan adında 3 çocuğum var. Önceden sadece spor üzerine çalışıyordum ama artık yapımcı olarak devam ediyorum. Beyaz Futbol ve Derin Futbol programlarının yapımcılığını yaparken, aynı zamanda yarışma programları, yarışma formatları, televizyon ve radyo formatları üzerine çalışmalarım var. Zamansızlıktan yakınan bir insanım, uykuyu çok sevmiyorum insan ömrünün ortalama 65-70 yıl olduğunu varsayarsak, bunun yarısını uyuyarak geçirmek istemediğim için 4 saatlik bir uykunun yeterli olacağına inanıyorum. Sosyal medyayı çok seven ve sosyal medya aracılığıyla etkileşim kuran biriyim. İletişiminde olmayı, iletişim kurmayı çok seviyorum.

Tarih bölümünden spor spikerliğine geçiş nasıl oldu?

Üniversite okurken özel bir radyo da radyo programcılığı yapmaya başladım, kasetlerimi biriktirdim, Muğlaspor maçlarını anlatmaya başladım. Daha sonra Muğla’da yerel bir kanal’da çalışmaya başladım. O yerel kanalda gelecekteki hayallerimin tuğlalarını üst üste koymaya başladım ve öyle devam ettim. Tarih bölümünü çok seviyordum, tarih ile ilgili büyük araştırmalar yapacağıma söz vermiştim ama olmadı, inşallah benim gibi düşünen kişiler bu hedeflerine ulaşabilirler. Tarih benim için çok önemlidir, çok fazla geçmişine bağlı kalmayacaksın ama geçmişinden de kopmayacaksın diye düşünüyorum.

Programlarınızın yayın akışı nasıl, neler işliyorsunuz?ertem_sener (6)

Çok değişik formatta sahip bir programımız var, sadece futbol üzerine değil, evet adı Beyaz Futbol, Derin Futbol ama biz programda her şeyi konuşuyoruz. Uzaylıları, kobraları bile konuştuğumuz programlar oldu. Değişik formatta bir program yapıyoruz çünkü; elimde maç görüntüsü yok, elimde özel röportajlar yok, teknik direktörler, başkanlar, hiçbir şekilde oyuncularını televizyonlara vermiyorlar ayda yılda bir defa veriyorlar, peki ben 14 kişilik bir spor servisi ve 4 tane Türkiye’nin en önemli spor yorumcusu olan, prime time göbeğinde program yapan bir kanalım, seyirciye ne verebilirim. Basın toplantısında sorularımıza cevap vermezler, oyuncuları sorularımıza cevap vermez o zaman biz adı futbol olan bir programda ne yapılabiliriz, bana bunu söylesinler. Onlar bizi futbol’un arka bahçesine atıyorlar bizde o arka bahçede elimizden gelen ne varsa fazlasını yapıyoruz, bambaşka bir formata dönmüş durumdayız. Bizimki tam bir futbol programı değil, futbol programı dersem diğer futbol programlarına ayıp olur. Tarif etmek gerekirse; arabanın vitesi yok bizim, bizde arabayı direk boşa alıyorsun, yukarıdan aşağıya 250-300 km hızla giden, bir araba. Arabanın vites kutusu yok, frenleri yok ama kaza yapma ihtimali de yok. Bizim programa Spor-Show programı diyebiliriz.

Yaptığınız işler dışında özel hayatınızda spor ile aranız nasıldır?

Spor ile aram iyidir, halı saha maçları yaparım. Onun dışında playstation oyunları oynarım genelde parmakları çalıştırıyorum. Gidip bir spor merkezinde çalışmayı sevmiyorum çünkü kapalı alanlardan nefret ediyorum. Uzun süre yaşamak için spor yapmaya inanmıyorum çünkü herkesin öleceği gün belli dir, günü gelen insanın yaşamı son buluyor o gün hiçbir spor kurtarmaz insanı.

ertem_sener (7)Şuan Türk Futbolunun durumu nasıl sizce?

Apartman yöneticiliği bile yönetecek kapasitede olmayan kişilere, futbol kulübü yöneticiliği verirseniz Türk futbolunun hali bugün bu halde olur. Bir tanesi inşaatçı, bir tanesi mühendis, bir tanesi doktor vs. her biri farklı işler yapıyor, sen tutuyorsun bu kişilere futbol topu veriyorsun böyle bir şey yok. Aynı ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya’daki gibi olması lazım. Özellikle İngiltere ve Almanya’daki gibi olması lazım; kulüp yöneticileri, başkanları kulüplerini şirketleştirmişler ve devretmişler. Türkiye’de böyle bir şey yok her hafta Samandıra’da Florya’da Ümraniye’de yeni bir başkan görmek mümkün, bu sistem futbolcuyu hayattan soğutur, Türk futbolunun köküne dinamit koymamıza sebep olur. Bu yüzden ben Türk futbolundan çok umutlu değilim, düzeleceğine inanmıyorum. Kafalar düzelecek ki ayaklar düzelsin önce kafanla oynayabilmelisin ki ayaklarını oynatabilesin. Onlar futbolu, Türk futbolunu sevmiyor egolarını seviyorlar, egoları yüzünden Türk futbolunu sevenlerinin önünü açmıyorlar. Bu yüzden Türk futbolundan hiç bir şey olmaz.

Hayalinizdeki futbol takımında ilk 11’de kimler var?

Kalede Volkan Demirel, sağ tarafta Gökhan Gönül, sol tarafta Caner, stoperde Alpay ve Bülent Korkmaz, bu dörtlünün önünde Emre Belözoğlu, Okan Buruk, sağ tarafta Sinan Engin, sol tarafta Arda Turan, önlerinde Sergen ve ileride de Hakan Şükür.

ertem_sener (8)Boş zamanlarınızı mesela hafta sonunu nasıl değerlendirirsiniz?

Benim takvimimde hafta sonu diye bir şey yok. Benim takvimimde abartısız söylüyorum boş bir-iki saat vardır. Aileme maalesef çok vakit ayıramıyorum bazen çocukları alıp bir kahve içmeye veya sinemaya gittiğimiz oluyor, bunların dışında malasef çocuklar ile oturup 5 dk vakit geçirme lüksüm yok.

Otomobiller ile aranız nasıl, ne tür otomobiller seversiniz?

Spor arabaları ve hız yapmayı çok seviyorum. Evimin oradaki boş yolda bazen hız yapıyorum, programın tüm stresini o boş yolda yaptığım iki-üç dakika süren hız ile atıyorum. Araba’dan hiç anlamam; kaç motor, akü falan hiç bilmem, sadece gaza basmayı biliyorum ve trafikten nefret ediyorum. Önceden tuhaf bir olay yaşardım, gece araç kullanırken arkamda biri oturuyor mu diye sürekli kontrol ederim, 4 tane çılgın adam ile program yapıyorum bu adamlarla program yaptığım için arabada her şey görmem normal değil mi? Arka koltukları kontrol etmem yüzünden, kendime iki koltuklu araba aldım. Artık aynadan baktığımda yine kendimi görüyorum, rahatım artık.

Yeni projeleriniz neler, gündemde olan projeniz var mı?

Tabii var, 18 Şubat’ta TRT ekranlarına Şans Odası diye bir yarışma programı giriyor. Yüzde yüz Türk formatı olan program benim için çok önemli bir program. Aynı zamanda yarışma programı sunuyorum, bir yarışma programımız var çok özel bir yarışma, ailelerinde izleyebileceği bir yarışma yani 7den 70’şe tüm insanlara hitap edebileceğiniz bir yarışma olacak.

Programda unutamadığınız bir an var mı?

Hiçbir programı unutmuyorum ama uzaylılar programını bir ayrı tutuyorum. Ahmet Çakar: “uzaylılar var” dedi, yönetmenimiz ile önceden konuşmuştum ışıkları kırmızı yapacaksın falan demiştim yönetmenimiz o anda ışıkları kırmızı yaptı. Obama’nın uzaylı koruması da işin içine girince ben, hem stüdyodan korktum hem de ilk defa Ahmet Çakar’ın söylediklerini ciddiye aldım. Çünkü ben uzaylılara inanan bir insanım ve gerçeklik payı vardı ve onların o anda bizi izlediği düşündüm. O program bizim efsane programımızdır.

Bir önceki yazımız olan Ünal Yeter: “Az yakan, çok kaçan arabaları seviyorum ben.” başlıklı makalemizde Geym Of Bizans, Kahpe Bizans ve Movies hakkında bilgiler verilmektedir.

.