MANİSA TARZANI

0

Ağaçları tek tek elleriyle diken, hayatı boyunca onları koruyan belki de Türkiye’nin ilk çevrecisiydi o. Bugün Manisa’da adına düzenlenen çevre etkinlikleri ölüm gününden başlayıp 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne bağlanarak kutlanıyor.

 

Kerkük kökenli bir Türkmen olan Manisa Tarzanı, 1899 yılında doğmuş. Kurtuluş Savaşı’nda savaştığı için İstiklal Madalyası’nın da sahibi olmuş. Resmi kayıtlara göre Ahmet Bedevi olarak ismi anılan Manisa Tarzanı, tüm Türkiye’ye örnek olacak şekilde hayatını Manisa’yı ağaçlandırmaya adamış ve binlerce ağaç dikmiş. Manisa sokaklarında üzerinde sadece şort ile dolaşan Ahmet Bedevi, 1963 yılında hayatını kaybedince Manisa’da bir efsane haline dönüşmüş; adına bir film çekilmiş ve heykeli dikilmiş.

manisa-tarzanı-anıtıKurtuluş Savaşı sırasında İtilaf Devletleri ordularını geri çekerken her yeri ateşe vermiş. Alevler kuvvetli hal almaya başlayınca Manisa’nın yemyeşil manzarası katran karasına dönmüş. Tutkulu bir doğa sevdalısı olarak bu durumu üzüntüyle karşılayan Ahmet Bedevi, savaş sonrasında  Manisa’nın manzarasını tekrar yeşile dönüştürmek üzere burada kalmaya karar vermiş. Askerliğini bitirmiş olan Bedevi için yeni bir kutsal görev başlamış: bu vatan için ağaç dikmek.

Başrolünde Johnny Weissmuller’in oynadığı ve 1934 yapımı olan Tarzan filmi Manisa’da gösterime girince halk, Ahmet Bedevi’nin yaşamını film ile bağdaştırmış ve Bedevi’yi Manisa Tarzanı olarak anmaya başlamış

Yoksul ve yalnız bir yaşam geçiren Ahmet Bedevi, 1 Haziran 1933’te 30 lira aylıkla bahçıvan yardımcısı olarak Manisa Belediyesi’nin kadrosuna alınmış. Yaz, kış şortla gezer ve lastik pabuçlarla dolaşırmış. Kaldığı yer ise sadece üzerine eski gazete sererek kullandığı ahşap bir sedirinin bulunduğu Spil Dağı’ndaki küçük bir kulübeymiş. Burada yorgansız, yataksız ve yastıksız uyurmuş. Bir süre sonra saçını ve sakalını uzatan Bedevi’ye görünümünden ötürü halk tarafından “Hacı”  denmeye başlanmış. İyi bir spor adamı ve gençlere iyi bir model olan Ahmet Bedevi, nam-ı diğer Manisa Tarzanı, Manisa Dağcılık Kulübü’nün kurulmasınada da yardımcı olmuş. Bir sinema tutkunu olan ve okumayı seven Manisa Tarzanı; Ağrı, Cilo ve Demirkazık Dağları’na tırmanmış.

Her şeyin doğalını kullanmak gerektiğine inanan Bedevi, üzerine sürdüğü kokuları bile kendi elleri ile seçtiği bitkilerden hazırlarmış. Makam ve mevkii sahibi olmayı ve ihtiyacından çok para kazanmayı aklından bile geçirmemiş Ahmet Bedevi, hayatını Manisa’ya ve Manisalılara hizmet etmeye adamış. Manisa Tarzanı’nın en ilginç özelliği ise yetiştirdiği her ağaca ve çiçeğe “çocuklarım” diye hitap etmesi ve onlarla dertleşmesiymiş.

Manisa Tarzanı’nı anlatıyorlar

1956 yılında Manisa Dağcılık Kulübü’nden Engin Kongar, Niğde’deki Aladağ’ların Demirkazık zirvesine tırmanırken kayalıklardan yuvarlanarak hayatını kaybeder. Bu şekilde ölen ilk dağcımız olan Kongar’ın anısına üç yıl sonra bir anıt yapılmış. Açılış törenine katılan Ahmet Bedevi’nin yıllar önce ölen nişanlısı Meral gelmiş. O da Kurtuluş Savaşı’nda Türk Ordusu’na katkıda bulunmak için gönüllü olarak Bedevi ile beraber cepheye giderken kayalıklardan yuvarlanmış ve hayatını kaybetmiş. Bedevi onu kurtarmak için hamle yapsa da başaramamış. Bu sahne gözünün önüne gelmiş ve acısını tekrar hissederek Kongar’ın gözü yaşlı annesinin yanına gelerek. “Anneciğim üzülme, ben bu anıtın çiçeklerine her gün bakarım onları hiç soldurtmam” demiş.

Yine Manisa Dağcılık Kulübü’nden Haydar Aksakal Bedevi’yi şöyle anlatıyor: “Tarzan’la birlikte Konya’ya gitmiştik. Orada Mevlana Müzesi’ni gezmeye karar verdik. Tarzan, kenti her zamanki gibi şortuyla geziyordu ve müzeye geldiğimizde kapıdaki görevli, onu bu kılığıyla içeri alamayacağını söyledi. İçeri girmek için direnmemiz işe yaramadı. Ancak daha sonra Tarzan, görevliye kapıdaki tabelayı gösterdi. Tabelada Mevlana’nın o meşhur sözü, “Ne olursan ol, gel” yazıyordu. Bunun üzerine görevli çok mahcup oldu; özür dileyerek bizi içeri kendisi davet etti. Tarzan her zamanki gibi Konya’da da kılığıyla çok dikkat çekmişti. İnsanlar onu görmek ve ona dokunmak için birbirini eziyor, zaman zaman trafiğin bile aksamasına neden oluyorlardı. Bu nedenle dönemin Konya Valisi şehirde gezmemizi yasaklamıştı ve şehirden ayrılana kadar stadyumda kalmamızı istemişti. Niğde’de de insanların izdihamı yüzünden ezilme tehlikesi atlatıp polise sığındık. Buna rağmen Tarzan insanların arasına çok karışmayan, içe kapanık bir yapıdaydı.”

Bir önceki yazımız olan Sosyal kanser: Kaliforniya Sendromu başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

.